Bülten 25: Bilmekle anlamak arasındaki fark üzerine

Bilmek, anlamak, ifade etmek arasındaki ilişki. Bunlar bilgiyle kurabileceğimiz üç farklı ilişki biçimi ve birinden diğerine geçmek otomatik değil; arada bir şeyler yapmak gerekiyor, ve o "bir şey" çoğu zaman yeni ve bir yönüyle daha iyi bir yazılım kullanmak değil.

Bülten 25: Bilmekle anlamak arasındaki fark üzerine
Photo by Tim Trad / Unsplash

Kişisel Bilgi Yönetimi ile ilgili ilk 24 bültenimizin kısa tarhçesiyle başlamak istiyorum bu yazıya: 2022 yaz aylarında, bir kavramı tanıtmak amacıyla çıktım bu yola. Adına kısaca KBY dediğimiz bu konu nedir diye sorarak başladık. Hayatlarımızda nasıl bir rolü olabilir, hangi boşluğu doldurabilir? Bilgiye ulaşmanın zor olduğu yıllar çoktan geride kalmış, yeni bir bilgiye maruz kalmadığımız anımız kalmamış, adeta bize doğru akmakta olan bir enformasyon seline kapılmış gibi yaşamaya alışmaya çalıştığımız yıllardı. Tanışma döneminin mesajı şu oldu: Bilgiyi yönetmek lazım.

KBY ile kavramsal olarak tanıştıktan sonra asıl soruya geçtik: Nasıl yöneteceğiz sahip olduğumuz bilgiyi? Önce araçları (programları) konuştuk. O yıllarda popülerleşmeye başlayan not alma yazılımları ilk durağımızdı ve bizi uzun süre meşgul etti: Aşina olduğumuz Apple notes, Evernote, Microsoft One Note gibi dijital not defter fonksiyonu gören yazılımları hızlıca geçip, o yılların yeni kavramı bağlantılı notlar konusunda epey derin girdik. Obsidian, Logseq, Roam Research, Coda, Notion, Tana ve benzeri uygulamalardan bahsettik. Hepsinin karakterinin ayrı olduğunu, güçlü ve zayıf tarafları olduğunu gördük. Kendi çalışma alışkanlıklarımıza uygun bir araç tercih etmenin faydası üzerine konuştuk. Bu konuda hiç bir dijital araç kullanmadan 50 yıl önce bu işi başarmış Niklas Luhmann'ın Zettelkasten yöntemini sık sık andık, dijital bahçe, yeşil kalan not, ikinci beyin gibi kavramları tartıştık. Son olarak yapay zekanın (AI'ın) bu işin neresinde durduğu sorusuna odaklandık.

Süreç boyunca birkaç defa kavramsal (ve biraz da felsefi) boyuta girmeye çalıştım: bilmek ile anlamak arasındaki farkı konuştuğumuz Bülten 11, ya da "aslında ne yapmaya çalışıyoruz?" diye sorduğumuz Bülten 20.

Özet yaparken kendim de çok şey öğrendiğim bu dönemde edindiğim en önemli tecrübe, farklı yazılım ve bunlarla kullanabileceğimiz yöntemleri anlatmak (keyifli olmakla beraber) bu işin merkezi değildi. Araç değil amaç önemli mesajını birkaç defa verdim. Tana'nın bir özelliğini, Obsidian'ın bir eklentisini, Coda ya da Notion'ın olası kullanım alanlarını örneklerle anlatmak (çıktısı güzel olduğu için) eğlenceliydi ama zamanla kendini tekrar etmeye başladı. Fark ettim ki bir düşünme ve çalışma biçimini, onu oluşturan araçlar üzerinden anlatmaya çalışarak konunun kendisine haksızlık ediyorum.


Şöyle bir gerçek var karşımızda: Kişisel Bilgi Yönetimi fikri yeni değil. Son beş yılda farkettiğimiz şey fikrin kendisi değil, onu daha az emekle hayata geçirebileceğimiz araçlara sahip olma durumumuz. Araçlar ortaya çıkana kadar fikri kullanmıyor değildik; ama süreç zor ve zahmetliydi.

Şimdi, artık bu araçlara yaygın bir şekilde sahip olunca bize katabilecekleri daha geniş kitlelere ulaştı. Ama bundan sonra da kullandığımız araçların, asıl fikrin yerine geçmemesine dikkat ederek devam etmeliyiz: Bugün KBY denildiğinde çoğu insanın aklına "hangi yazılımı kullanmalıyım" sorusu geliyor, "bilgiyle nasıl bir ilişki kurmalıyım" sorusu değil.

Bu durum göründüğünden daha büyük bir mesele. Çünkü ikinci soru cevaplandığında birincisi büyük ölçüde kendini çözüyor; ama ilk soruyla başlandığında ikinciye hiç ulaşılmıyor. İnsanların "sistemim var ama notlarıma erişemiyorum" yakınması (anketimizde de görmüştük) bu sıralama hatasının görünür hali bence.

Bu bültenin bundan sonraki misyonu bu düşünceyle ilgili. Bugüne kadar konuştuklarımız, bundan sonra konuşacaklarımızın malzemesini oluşturdu. Araçları, kavramları, bilgiyi işlemeye dair yöntem ve yaklaşımları birlikte gördüğümüz için artık başka bir katmana çıkabiliriz.

Bültenimizin önümüzdeki sayılarının farklı bir omurga etrafında dönmesini hayal ediyorum. Bu omurgayı Bülten 11'de kurmaya başlamıştık aslında ama tam olarak görünür hale getiremedik: bilmek, anlamak, ifade etmek arasındaki ilişki. Bunlar bilgiyle kurabileceğimiz üç farklı ilişki biçimi ve birinden diğerine geçmek otomatik değil; arada bir şeyler yapmamız gerekiyor, ve o "bir şey" çoğu zaman yeni ve bir yönüyle daha iyi bir yazılım kullanmak değil. Bilgiyi düşünceye, düşünceyi fikre, fikri de bir çıktıya dönüştürmek için kendi çalışma şeklimize uygun bir akış bulmaya ihtiyacımız var.

Bunu yapmak yazmaktan geçiyor. Düşündüğünü ifade etmek için yazmak. Üzerine biraz daha düşünmek ve geri dönüp tekrar yazmak. O düşünce net bir fikre, zamanla o fikir de bir tür çıktıya dönüşene kadar bıkmadan, bir daha, gerekirse bir daha yazmak.

Bundan sonraki bültenler büyük ölçüde bu üçlü etrafında dolaşacak. Bilmekten anlamaya nasıl geçiliyor, anlamaktan ifade etmeye geçiş hangi pratikleri istiyor, bu geçişlerde araçların yeri neler olabilir; bunları konuşacağız. Zaman zaman araçlardan yine bahsedeceğiz, ama artık ana konumuz değil; yapmaya çalıştığımızın kolaylaştırıcısı olarak. Hala çok severek kullandığım Obsidian'ın bir eklentisi yine bir bültenin içinde geçebilir, Tana'nın günlük hayatımı nasıl kolaylaştırdığını size yeniden anlatabilirim. Tüm bunlara eğer "bilmekten anlamaya geçiş adımına nasıl hizmet ediyor" sorusuna bir yanıt olabiliyorsa yer vereceğiz; konu başlığı olarak değil.

Diğer yandan bu üçlü tek başına yetmiyor; üzerinde çalışmam gereken birkaç şey daha var. KBY'nin ne işe yaradığına dair somut bir önerme henüz tam yerine oturmuş değil. Üretkenlik artışı en bariz kazanım ama asıl kazanım olduğunu düşünmüyorum. İkinci beyin tarzı popüler söylemlerle benim kurmaya çalıştığım önermeler arasında nasıl bir ayrım ve benzerlik var, bunu açıkça konuşmak gerekiyor. Düşünmek için yazmak pratiğinin anlamı, en az diğerleri kadar önemli; çünkü yazdıklarımız sadece bir ifade aracı değil, içinde kalarak kendimizi daha iyi anladığımız bir alan bana göre.

Bütün bunları bir defada ortaya koymaya çalışmayacağım; aceleye gelen bir manifesto ne bana iyi gelir ne size. Önümüzdeki bültenlerde her sayıda bu omurganın ayrı bir köşesini biraz daha keskinleştirmeye çalışacağım. Birinde bilmek adımının pratik yüzünü konuşacağız, diğerinde ikinci beyin söyleminin nerede tıkandığını, başka birinde de kendimize özgü bir not alma/yazma pratiğinin neye benzeyebileceğini.

Bu sayıda söylemek istediğim bu kadar. Gelecek sefer bilmek adımının ne demek olduğunu konuşacağız: not almak ile bilmek arasındaki ilişki nedir, hangisi hangisini doğurur, bilmek için "her şeyi yakala ve kayıt altına al" söyleminin ne kadar tutarlı olduğunu tartışacağız.

Selam ve sevgilerimle,
Yalçın Arsan - Temmuz 2026

Yalçın Arsan abonesi ol

En son sayıları kaçırmayın. Sadece üyelere özel sayıların kütüphanesine erişim sağlamak için şimdi kaydolun.
bilge@ornek.com
Abone ol
--- Yalçın Arsan'ın şahsi web sitesi, tüm hakları saklıdır © 2002 - 2026 --- Kurumsal web sitesi Arsan Danışmanlık